Bir Gönüllünün Gözünden Çiftlik Hayatı

Çiftlikte yaşadığım deneyimi bir yol olarak görüyorum. Öncelikle belirtmek gerekir ki bu yol oldukça bireysel, kişisel bir yol. Bu nedenle her bireyin yolunda farklı cinsten çiçekler biter, her yola farklı ayakkabılarla çıkarız.

Demek istediğim, kişiliğimiz, problemlerimiz bu süreçte bizimledir ve motivasyonlarımızla ulaştığımız sonuçlar farklılık gösterir. Ortak olan ise hepimizin beraber yol alması, yolun heyecanının kollektif bir bilinçte hissedilmesi, paylaşılmasıdır.

Sizinle kendi aldığım bu yolu paylaşmak istiyorum. Ben on dokuz yaşındayım, İzmir’de oturuyorum. Daha önce ne elim toprağa deydi, ne de çalıştım. Eskiden coğrafya derslerinde Türkiye tarım ülkesi olarak anlatılırmış. Bana anlatılan ise bunun geçmişte kaldığı, artık dışarı bağımlı olduğumuz oldu. Artık toplumun yüzde seksenden fazlası şehirlerde yaşıyor ve gelişen endüstri ile daha da doğaya yabancılaşıyoruz.

Market vitrinlerine sanki uzaydan düşen meyve sebzeler benim için bugüne kadar bir gizemdi. Onca emek, kulaktan kulağa dolaşan bir efsaneydi benim için.

Zeytinlibogaz Permaculture FarmGelin şimdi çiftlik hayatına bakalım. Gerçeklere, doğa ve insanın birliğine dönelim. Güneşin doğuşuyla uyanıyoruz. İlk işim kümese gidip tavuklara, kazlara ve ördeklere yem ve su vermek oluyor. Sonrasında fidanları suluyorum, yaprakları inceliyorum.

Bir bitki eğer susuz kalmışsa hemen yapraklarından belli eder bunu. Büzüşür, bir çocuk gibi ilgi ister ve ilgi almazsa sararmaya, esnekliğini yitirmeye başlar. İhtiyaçlarına göre kimine daha fazla su veririm, kiminin yanında biten dikenleri, yabani otları temizlerim, toprağın suyu kana kana içişine şahit olurum. Bir sabah fark ederim ki önceki gün sararmış olan bitki yeşermiş, canlılık kazanmış.

Hayat, yapraklardan bana akar böyle anlarda. Bir bakmışım da doğanın annesi, babası ve kardeşi olmuşum.Çiftliğin bana kazandırdığı en büyük şeylerden biri de bu sorumluluk bilinci oldu. Daha sonra gönüllüler ve Selçuk abi ile ailesiyle beraber kahvaltı ederiz. Sofradan bizim topladığımız domates biberler, tavuklarımızın yumurtaları ve yine kendi yaptığımız reçel çeşitleri eksik olmaz.

Bu sırada günlük planlamalar ve iş bölümü yaparız. İhtiyaçlara göre kimimiz yabani otları temizler, kimimiz mutfakta çalışır, kimimiz çiftliği çizdiği resimleriyle güzelleştirir, sonuçta herkes hoşnut olduğu bir görev edinir kendine.İş bölümü, zaman planlaması, gönüllülerin birbirine yardımı çok önemlidir. Doğa bizi el ele vermeye çağırır.

Dünyanın farklı noktalarından insanlar tek bir amaç uğruna çalışır. Bir kişinin motivasyonu domino taşı gibi diğerini etkiler, yüzümüzden gülücükler eksik olmaz hiçbir zaman.Bu yardımlaşma ve üretme atmosferinde bir abi, bir abla, bir anne ve bir baba edindim ben. İnsanın kendine bir aile edinmesinin güzelliğini tattım ve bu aile hayatım boyunca benim yanımda olacak, nerede olursalar olsun.Biz kocaman bir aileyiz ve onları bulduğum için çok şanslıyım.

Zeynep

haber içinde yayınlandı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir